“Değerler ve Desenler” Sempozyumu Sonuç Bildirgesi

“Değerler ve Desenler” Sempozyumu Sonuç Bildirgesi Öne Çıkarılmış

AKADDER’in 21-22 Nisan 2018 tarihlerinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü’nde gerçekleştirdiği “Değerler ve Desenler” sempozyumunun sonuç bildirgesi yayımlandı.

Anadolu Kadın ve Aile Derneği’nin 21-22 Nisan 2018 tarihlerinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü’nde gerçekleştirdiği “Değerler ve Desenler” sempozyumunun sonuç bildirgesi AKADDER Yönetim Kurulu üyesi Münevver Şanverdi tarafından okundu.

İşte o bildirge:

“İnsan, tarihi ve geleneği ile var olabilen bir varlıktır. Bir toplumun yaşama alışkanlığı neyse kültürü de odur. Birinin diğerinin değerleriyle birleştiği bir tarih anlayışı ile zamanla yıpranmış ortak değerlerimizi yeniden anlamlandırmak gerekir.

Hafızanın oluşumunda ve sürekliliğinin devamında en önemli şey dil ve o dilde yaratılan ürünler; değerlerdir. Değerler yordamdır, yol haritasıdır. Eğer bu yok ise hafızanın oluşması da güçleşir.

Edebiyat bilgiden daha fazlasına ihtiyacı olanlar içindir. İnsanlığı yeniden yapılandıran dünyanın kurucu unsurlarından bir tanesidir. Bu yüzden insanı, dolayısıyla ötekini anlamanın yolu edebiyattan geçer.

Elimizde dünyanın her yerinden okuduğumuz, bilgileri birleştirdiğimiz bir ip var. Bu ip ile bizler geç de olsa yerli değerlerimizi de tanıdık.

Dünyanın değerleri ile bu topraklarda yeşeren değerleri birbiri ile bağlayan ilmeklerin akıtılan kan ile kırmızısı, karların altında kalarak beyazı oluşturuldu. Ve ödenen bedellerle bu renkler desenlere dönüştü…

Asıl olan ötekinin hakikatine yaklaşmaktır. Bunca yıldır gerçekleşen kıyıma rağmen hâlen bir arada olmamızın sebebi de budur.

Selam ve İslam kuru kuruya barış ve esenlik dilemek değildir. Bu barış ve esenliği insanlığa ulaştırmak için bir çaba ve gayret içerisinde olmak demektir…

İnsan olmanın özelliği; ilkeli, adaletli, kuşatıcı, gözleyen, amaçlayan, sorgulayan olmaktır. Zamanı ve zemini ıskalamayan bir çaba ile geleceği inşa etmektir.

Toplumda meydana gelen krizlerin üstesinden ancak aile merkezli bir yapılanma ile gelinebileceğine ve aile değerimizin ayakta tutucu unsurlarından birinin de kadın olduğuna inanıyoruz.

Kadın aile denen varlığın idame ettirilmesinde temel rol oynar.

Aileyi saklayarak, mücadele sahasından çekerek korumamız mümkün değildir.

Aileyi değer üreten bir pozisyona taşıyarak, maziden bugüne, bugünden de yarınlara kadim yürüyüşüne devam ettirerek seküler hayatın bütün saldırılarına karşı aile merkezli bir mevzi kurarak cevap verebiliriz…

Hayatı ve insanı sadece siyasi görüşüne göre değerlendirme alışkanlığı, beraberlik ruhunu zedeleyerek farklılıkları bir ayrıştırma sebebi yapmaktadır.

AKADDER olarak, siyaset üstü bir bakışla, kadim geleneğimizde var olan ama göz ardı edilen hem doğuda hem de batıda kaybettiğimiz değerlerimizi canlandırma ve zenginlik olarak nesillerimize aktarma kararlılığındayız.

Ne kadar zorlu süreçten geçersek geçelim bu toplumda hikmet ve aklıselimin yakın gelecekte galip olacağına inanıyoruz.

İşte bu yüzden barış döneminin şarkılarını bizler söylemeliyiz.”

Yazar Hakkında

bulbulzade.org

"Arzın imarını ve neslin ıslahı"nı kendisine ilke edinen vakfımız 1994 yılından beri Gaziantep'te faaliyetlerine devam etmektedir...

Benzer Ögeler

  • Yitik Cennet Kitabı Tahlil Edildi

    Mozaik Kadın ve Aile Derneği (Mozaikder) tarafından aylık olarak düzenlenen kitap tahlili programında bu ay "Yitik Cennet" kitabı tahlil edildi.

    Mozaikder tarafından aylık düzenlenen kitap tahlili programında geçen ay "Beynin Sırları" kitabı tahlil edilmişti. Yeni faaliyet döneminin ikinci kitap tahlili programında Sezai Karakoç’un Diriliş Yayınları tarafından çıkarılan "Yitik Cennet" kitabı tahlil edildi. 22 Aralık Cumartesi günü Bülbülzade Vakfı Davut Özgül Konferans Salonunda yapılan kitap tahlili programının moderatörlüğünü Fatma Taş yaparken, sunumu ise Ayşegül Günaslan yaptı. Kitap Tahlili programına Mozaikder yönetimi ve çok sayıda üye katıldı.

    Kitabın özeti şöyle:

    “Yitik Cennet adlı eserinde Sezai Karakoç felsefe ile edebiyatın muhteşem bir uyumunu sergiliyor. Bunu yaparken kullanılan yöntem ve benzetmeler zaman zaman ağır olduğu düşünülse de oldukça akıcı ve anlaşılır bir şekilde gerçekleştiriliyor.

    Cennetin sekiz kapısını temsil eden sekiz peygamber ve cennetin tam da kendisi olan son peygamber Hz Muhammed’in hikâyelerinden yola çıkılıyor. Bu hikâyeler üzerinden bir medeniyetin doğuşu, gelişmesi, karşılaşacağı sorunlar ve bunların üstesinden nasıl gelineceği, sorumlulukları ve sonunda öz benliğine erişip Yitik Cennet’ten Bulunmuş Cennet’e nasıl ulaşılacağının değerlendirilmesi yapılıyor.

    Bu kitap aynı zamanda yazarın İnsanlığın Dirilişi adlı diğer eserinin başka bir varyasyonu olarak da değerlendirilebilir. Yazarın ifadesiyle bu diğer eserinde hakikat dıştan içe/kabuktan öze doğru işlenirken, Yitik Cennet’te içten dışa/özden kabuğa doğru incelenmektedir.

    Hz. Âdem ile açılan ilk kapıda insanın toprakla imtihanı başlar. Topraktan yaratılan insanın aslına düşüşü, dirilişin gerçekleşmesi için gereken düşüş anlatılır. Metafizik olarak başlangıçta Âdem ile cennet bir bütün gibidir, birbirinin sınırları belirsizdir. Oluş’tan Varoluşa çıkmak içinse bu sınırların belirlenmesi ve Âdem’in düşmesi-kursağına yasak meyvenin girmesi gerekir. Bu yasak meyve realiteyle karşılaşmanın sembolüdür.

    Âdem’in benliğin tam olarak anlaşılması içinse Havva’ya, şeytana, yılana ve cennetin yitirilmesine ihtiyaç vardı. Âdem’in cennetten kovulup toprağa düşmesi, insanın hakikati anlayıp yeni bir dirilişe ulaşmasının çağrısıdır. Kaybetmenin verdiği özlemle aranan bir cennete ulaşmanın çağrısı… Bulma arzusunun oluşması için yitirmek gerekiyordu.

    Şeytanla karşılaşmanın ardından tövbeyi bulan Âdem gibi, medeniyetlerin de köklü değişimler gerçekleştirebilmesi için şeytanlarıyla karşılaşması gerekir. Bu şeytan “Batı Soluğu”dur. Cennet kapısını bekleyen yılan gibi medeniyetlerin de içi boş, dışı süslü yılanları vardır. Medeniyetlerin de vermesi gereken varoluş savaşları vardır. Ancak bunardan sonra Rönesans mümkün olur. Bu iç özleyiş Rönesans’ı doğurur.

    Zamanla hakikati unutan insanoğlu su ile olan imtihanını da Hz Nuh ile verir. Hz Nuh gelmekte olan cezayı açıklıyor fakat insanoğlu onu alaya alıyordu. Nuh’un gemisi inanmış insanlar topluluğunun sembolüdür. Her zaman inananlar bir araya gelmeli ve yol göstericinin etrafında toplanıp inkâr isyan bataklığından kurtulmaya çalışmalıdırlar.

    Nasıl ki insan olağanüstünün hakkını unutmuşsa, medeniyet de bunu unutunca onları da bekleyen tehlike oluşur. Bir medeniyet de batış çanları çaldı mı, onun gerçek sahipleri, hemen bir diriliş noktasında toplanmalıdır. Nuh’un Gemisi, bir nevi yeniden doğuşun sembolüdür, batmaya yüz tutmuş uygarlıklar için. Hz Nuh sonrası bu dünya öbür dünyaya bir hazırlanma alanı oldu; Hz. Âdem ile atılan tohuma tarla oldu. Medeniyetler de varoluş problemini aştıktan sonra varlıklarını sürdürebilme problemiyle karşılaşırlar; süreklilik imtihanı.

    Hz. Âdem ve Nuh’tan sonra insanlığı hayvanlığa düşüşten kurtaran da Hz İbrahim olmuştur. İnsanın ateşle imtihanı… Üçüncü kez insanlık Hakikat Medeniyetine şahit olacaktır. Hz İbrahim örneğinde olduğu gibi medeniyetler de samimiyet özünü kaybetmeyen medeniyet de zamanın dostu olacaktır. Sürekli sınav, özeleştiri, fedakârlık, insan ruhunun kemalini de, medeniyetlerin devamını da sağlayan temel faktörlerdir. Varoluş, bir Yitik Cennetin ortaya çıkarılışı davasıdır.

    Devlet düşüncesi, ilkeleri ve girişimi de Hz Yusuf’un hayatını doldurmuştur. İhanet, iftira, politik unutkanlık gibi devlet adamının karşılaşacağı tüm sorunlar onun başına gelmiştir. Hz. Yusuf Devletin dirilişidir.

    Hz. Musa, toplum ve devletini bütünüyle ve öbür insanların yasa, düzen ve yaşamlarından sıyrılmış olarak kuracaktır. Hz Musa, Hz İbrahim ve Yusuf’un toplumda dirilişi oldu.

    Hakikat Medeniyeti, “devlet” modeline, ideal devlet formuna Hz. Süleyman ile ulaşır. Hikmet, devlet; devlet, hikmettir artık. Yitik Cennet bulunmuştur.

    Hz. Yahya, Yitik Cennetin, yalancı dünya cennetine, yalancı dünya cenneti taklidine indirdiği yumruktu.

    Yitik cennetin sekizinci kapısı da Hz İsa’dır. Hayatın ölmeye başladığı her sefer bir peygamber çıkagelip dirilişi başlatmıştır. Diriliş mucizesi insanda yeniden gerçekleşmişti.

    Yitik Cennet, Hz. Muhammed ile Yeniden Bulunmuş Cennete dönüştü. İdeal site, ütopya olmaktan çıkıp Medine’nin kimliğinde reel hale geldi.”

    Sunumun ardından kitap, soru cevap kısmında müzakere edildi. Program yapılan müzakerelerin ardından sona erdi.

  • Beynin Sırları Kitabı Tahlil Edildi

    Mozaik Kadın ve Aile Derneği (Mozaikder) tarafından yeni faaliyet yılında düzenlenen ilk kitap tahlili programında "Beynin Sırları" kitabı tahlil edildi.

    Mozaikder bu faaliyet yılının ilk kitap tahlili programında Prof. Dr. Sinan Canan ve Pelin Çiftin kaleme aldığı " Beynin Sırları " kitabı tahlil edildi. 17 Kasım Cumartesi günü Bülbülzade Vakfı Davut Özgül Konferans Salonunda yapılan kitap tahlili programının moderatörlüğünü Ayşe Kar yaparken, sunumu ise Pınar Duran yaptı. Kitap Tahlili programına Mozaikder yönetimi ve çok sayıda üye katıldı.

    Kitap tahlili programında;

    Beyin insana dair hangi sırları barındırır?

    Bilinçaltımız bizi nasıl etkiliyor?

    Beyin kapasitemizin ne kadarını kullanıyoruz?

    Her yaşta daha zeki olmak için ne yapmalıyız?

    Her insanın beyni parmak izi gibi eşsiz mi?

    Kişiliğimizi beynimiz mi belirler?

    İnsanoğlu neden şiddete meyilli? Linç nasıl bir ruh hali yaratıyor?

    Psikopatlar nasıl bir beyin yapısına sahip? Beyinle suça eğilim arasında bir bağlantı var mı?

    Beyin büyük acılarla nasıl baş eder?

    Kadın ve erkek beyni neden farklı? Âşık beyinde neler oluyor?

    Yalan söylerken kendimizi nasıl ele veririz? Gözler hangi sırları açık eder?

    Neden uyuyoruz? Rüya görüyoruz?

    Zihnimizin gizli güçleri var mı?

    Düşünce gücünü kullanmak mümkün mü?

    İnançla beyin arasında nasıl bir ilişki var?

    Bağımlılıktan kurtulmak neden bu kadar zor?

    Beynimiz nasıl karar alıyor?

    Sağlıklı bir beyin için nasıl beslenmeliyiz?

    Yaşlanan beyinde neler değişir? Beynimizi sürekli genç tutabilir miyiz? Sorularına cevap arandı.

    Sunumun ardından kitap, soru cevap kısmında müzakere edildi. Program yapılan müzakerelerin ardından sona erdi.

  • “Değerler ve Desenler” Sempozyumu Van’da Yapıldı

    Anadolu Kadın ve Aile Derneği’nin (AKADDER) düzenlediği “Değerler ve Desenler” üst başlıklı sempozyum yoğun bir katılımla 21-22 Nisan 2018 tarihlerinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü’nde gerçekleştirildi.

    Anadolu Kadın ve Aile Derneği (AKADDER), 21-22 Nisan 2018’de Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü’nde “Değerler ve Desenler” üst başlıklı bir sempozyum düzenledi.

    2 gün süren sempozyum Hanne Berra Keleş’in okuduğu İnşirah Suresiyle başladı. Keleş’in kısa Kur’an tilavetinden sonra AKADDER’in tanıtım sinevizyonu izlendi. Daha sonra selamlama konuşmalarına geçildi.

    Programda AKADDER Yönetim Kurulu Üyesi ve Van temsilcisi Feyza Yaşar, Gökkuşağı Derneği Başkanı Burhan Adalı ve rahmetli Timurtaş Hoca’nın eşi eğitimci yazar Mevlüde Uçar birer selamlama konuşması yaptı.

    Daha sonra kürsüye Anadolu Platformu İstişare Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz gelerek kısa bir konuşma yaptı. Programa emeği geçenlere teşekkür ederek konuşmasına başlayan Şengöz, “Değerlerimize sahip çıkmak zorundayız. Aile ve kadın çalışmalarında yer alan AKADDER üyelerinin bu değerleri elde etmek, bu değerleri yüceltmek ve bu değerlere sahip çıkmak için uzun yol aldıklarını, yoğun bir şekilde gayret sarf ettiklerini ve ciddi bir şekilde emek verdiklerini görmekteyiz. Bu değerlerimize sahip çıkmanın, bu değerlerimizi yüceltmenin, çekirdek aile yapımızı korumanın ve muhafaza etmenin bizim önceliğimiz olduğunu hepiniz bilmektesiniz. Allah çalışmalarınızı bereketlendirsin” dedi.

    Şengöz’ün konuşmasından sonra AKADDER (Anadolu Kadın ve Aile Derneği) Genel Başkanı Rabia Aldemir kürsüye gelerek “İnsanlık Haysiyeti ve Güven İnşası” başlıklı açılış konuşmasını gerçekleştirdi.

    Aldemir konuşmasında özetle şunları dile getirdi: ‘‘Elimizde, dünyanın her yerinden okuduğumuz bilgileri, derlediklerimizi birleştirdiğimiz bir ip var.Bu ip İslami hareket… Bu ip ile bizler geç de olsa yerli değerlerimizi de tanıdık. Eric From ile Cihan Aktaş’ı, Seyyid Kutub ile Elmalı’yı, Hamidullah ile Celaleddin Vatandaş’ı, Hayrettin Karaman ile Yusuf el-Karadavi’yi birleştiren ilmekler attık.

    Dünyanın değerleri ile bu topraklarda yeşeren değerleri birbiri ile bağlayan bu ilmeklerin akıtılan kan ile kırmızısı, karların altında kalarak beyazı oluşturuldu. Cezaevlerinde ödenen bedellerle bu renkler desenlere dönüştü. Olumsuz tüm söylemlere rağmen; bağımlılık, şiddet ve terörün üstesinden aile merkezli bir yapılanma ile gelebileceğimizi düşünüyoruz.

    Sağlıklı yaşamın ve kusursuz olmanın bir paranoyaya dönüştüğü, her türlü ideolojinin davasının bile öne geçemediği, egoizm ve bencilliği artıran bir aile değil bahsettiğimiz.Kadim geleneğimizde var olan ama göz ardı edilen hem doğuda hem de batıda kaybettiğimiz değerleri arıyoruz burada.

    Giydirdiği kıyafetlerle, ziyaret ettiği yetimle, dağıttığı erzakla garip gurabanın üzerinde hakimiyet kurmaya çalışan ya da minnettar bırakan bir anlayış değil, asıl yardıma ve iyiliğe bizim muhtaç olduğumuzu bilen, onların da bize vesile olduğunu bilen bir anlayışı arıyoruz.

    Çok yara aldık, çok incindik. İncindiğimiz yer en çok güçlendiğimiz yer olmalı. Öyle bir iple bağlanmalıyız ki kırıldığımız yerden eskisinden daha güçlü, eskisinden daha da kuvvetli olmalı. Bu ülkenin her yerinden gelen bunca yazar, emek veren kadın, Platform’un yönetimi, istişaresi geldik burada selam verdik.

    Van’a gelip buranın insanına, halkına, esnafına, gencine, çocuğuna selam vermenin bir değeri ve karşılığı olmalı. Selam ve İslam kuru kuruya barış ve esenlik dilemek değildir. Bu barış ve esenliği insanlığa ulaştırmak için bir çaba ve gayret içerisinde olmak demektir. Ne kadar zorlu süreçten geçersek geçelim bu toplumda hikmet ve aklı selimin yakın gelecekte galip olacağına inanıyoruz.”

    1. OTURUM: DÜNDEN BUGÜNE DEĞİŞMEYEN DEĞERLERİMİZ

    AKADDER Başkanı Rabia Aldemir’in konuşmasını tamamlamasının ardından “Dünden Bugüne Değişmeyen Değerlerimiz” üst başlıklı 1. oturuma geçildi. Fadime Özkan’ın moderatörlüğünü yaptığı 1. oturumda Ayşen Gürcan “Şahsiyet Sahibi Olmada Esma’nın Yol Gösterciliği”, Gazi Kılıçparlar “Değer Üreten ve Koruyan Bir Ocak: Aile”, Kemal Öztürk ise “Ortak Geleceğin Bugünkü Mimarları: Gençlerin Katkısı” başlıklı birer sunum yaptı.

    Ayşen Gürcan Allah’ın esması üzerinden kadim değerlerimizi anlatarak sunumunda şunları dile getirdi: Gürcan, “Değer ve desen ilişkisi için fon figür, teori pratik, somut soyut, iman amel ilişkisi de diyebiliriz. Buradaki asıl soru değerden desene mi yoksa desenden değere mi gideceğimiz sorusudur? Kadim olan bu soru için kutsal kitabımız açık ve net olarak bize bir yöntem sunar. Değerlere ulaşmada bize yol göstermesi için bu değerlerin sahibi Allah’ın Esma’ül Hüsna’sına bakarız” dedi.

    Gazi Kılıçparlar ise sunumunda; “Ailemiz bizim gücümüzün merkezindeki konum, bireyin kişiliğinin inşasının başladığı yer ve toplumun yapı taşıdır. Aile denen mefhumu dışarıda bırakarak, mücadele sahasından kimlik ve kişilik olarak geri çekerek koruyamayız. Ailede en önemli husus, paylaşabilen fertler yetiştirebilmektir. Bireyin insan olarak kurduğu en önemli yapıdır aile…” dedi.

    Gazeteci yazar Kemal Öztürk ise sunumunda şunları dile getirdi: “Sağlam bir aile yapısı oluşturabilmek için ortak geleceğimiz olan çocuklarımızın daha cesur sorular soran, daha fazla merak eden, daha fazla gezen, daha fazla itiraz eden, daha fazla sorgulayan ve içinde bulunduğu toplumu, ülkeyi ve dünyayı keşfetmeye çalışan çocuklar olarak yetiştirmemiz gerekiyor. Bunu, zihninin tamamını FEÖ, İŞİD, el-Kaide gibi örgütlere teslim eden çocuklardan, ailelerden farkediyorum.

    Bu sorunları yaşamamak adına çocuklarımızın büyümeden halletmesi gereken bazı şeyler var. Bunları şöyle sıralayabiliriz: Çocuklara küçükken Kur’an öğretilmeli, muhakkak bir sanat dalıyla ilgilenmeliler, spor dallarından biriyle meşgul olmalılar, adab-ı muaşeret noktasında iyi eğitilmeliler, meslek seçimi için erken yaşta farkındalık oluşturulmalı, en az bir tane yabancı dil öğrenmeliler, farklı yazarları, kültürleri tanımalılar.”

    “Dünden Bugüne Değişmeyen Değerlerimiz” üst başlıklı 1. oturumun tamamlanmasının ardından öğle yemeği ve namaz molası verildi.

    2. OTURUM: GÜVENLİ TOPLUMUN KURUCU DEĞERLERİ

    Öğle yemeği ve namaz molasının ardından “Güvenli Toplumun Kurucu Değerleri” üst başlıklı 2. oturuma geçildi.

    Sema Sancak’ın moderatörlüğünü yaptığı 2. oturumda Muhsin Kızılkaya “Toplumsal Hafızanın İnşasında Ortak Değerler”, Ferhat Kentel “Kapitalizm ile Hemhal Olan Değerler”, Hidayet Şefkatli Tuksal ise “Üretilen Değerler ve Kadının Misyonu” başlıklı birer sunum gerçekleştirdi.

    “Geçmişe bakınca ortak hafızamızın sıkıntılı olmasının temelinde dil olduğunu görürüz” diyen Muhsin Kızılkaya şöyle konuştu: “Peki nasıl oldu da dili yasaklanmış olan bir toplum kendi toplumsal hafızasını bu kadar canlı, bu kadar diri tutabildi? Çünkü hafızanın ve devamlılığının oluşumundaki en önemli şey dil ve o dilde ortaya konan birtakım ürünlerdir. Eğer o dilde yaratılan ürünler yoksa hafızanın oluşması da güçleşir.

    Toplumsal hafızamızın ortak değerler kısmında farklı dilleri kullanarak aynı ülkede yaşayan insanlar olarak, her türlü kıyıcı uygulamaya, ölüme ve ayrışmaya rağmen biz birbirimizi ötekileştirip düşman görmedik. Bunun sebebi ise ayrı dilleri özgürce konuşup ürünler ortaya koyan ve aynı şarkıyı, şiiri, sanatçıyı sevmemizi sağlayan edebiyatçılarımızdır. Bu toplumsal hafızamızı diri tutan şey anlatıcılardır. Burada bizim yaptığımız gibi…”

    Hidayet Şefkatli Tuksal ise şöyle konuştu: “Aile, korumamız gereken bir değerdir. Aile değerimizi ayakta tutan unsurlardan biri ise kadındır. Bizim geleneğimiz, bir taraftan çocukları iyi yetiştirecek bir kadın profiline ihtiyaç duyduğunu söylerken bir taraftan da bunun nasıl yapılacağı konusunda kafası karışıktır. Bu, Osmanlının son döneminde tartışma konusuyken Türkiye’nin kurulmasıyla yeni kadın modelleri ve sorunlar ortaya çıktı.

    Elit dediğimiz bir grup okuyup meslek sahibi olurken yeni düzendeki büyük çoğunluk kadının geleneksel korunmuşluğunu ve mahremiyetinin sağlanması için evlerde tutulmaya ve okutulmamaya devam etti.

    Kadınlar okutulursa fıtratları bozulur, güçlenir ve erkeklerin otoritesini zayıflatır söylemi çok yaygındı. Ama bir sürü kadın büyük çabalar vererek okudu. Kur’an-ı Kerim’de kadın fıtratına dair bir ayet yoktur, insan fıtratına dair ayetler vardır.

    Erkek asıl insan, kadın da onun hayatını kolaylaştırıyor gibi bir algı var. Böyle bir tanımlamaya artık birçok kadın razı gelmiyor. Biz bunu Kur’an’da da göremiyoruz. Her birey bu dünyaya kendi hikâyesini, kendi kulluk serüvenini yaşamak için geldi.”

    Ferhat Kentel ise “Kapitalizm İle Hemhal Olan Değerler” başlıklı sunumunda şunları dile getirdi: “Kapitalizmin bize dayattığı değerler bizim kendi değerlerimizi unutturuyor. Birbirimize daha merhametli davranmalıyız. Bizim kimliklerimiz içinde korunakçı bir şeyler var.

    ‘Batının teknolojisini alalım, kendimizi koruyalım’ deniyor, bu mümkün değil. Travmatik bir topluluğuz, acıklı bir durumdayız. Bu topraklarda yaşayan insanlar olarak müktesebatımız var. Her gelenin eskiden var olanı kovduğu, yeni gelecek olanın da bulunanı kovacak hissiyle yaşadığı gerçeği var. Kendimizle hesaplaşmadığımız için bunları yaşıyoruz. Yüzleşmediğimiz için 15 Temmuz’u yaşadık.

    Kamusal ortamlara başörtüsünün girmesini, onların değerlerinin bu ortamlara girmesini toplumsal mücadelelere borçluyuz. Toplumsal mücadeleler olmasaydı bugünkü değerler/desenler oluşmazdı.” 2. oturumun bitmesinin ardından atölye çalışmalarına geçildi. 6 farklı başlık altında atölye çalışmaları gerçekleştirildi. Akşam yemeği ve namaz molasının ardından müzik ve şiir dinletileri yapıldı.

    Sempozyumun birinci günü müzik ve şiir dinletilerinin ardından sona erdi.

    3. OTURUM: GEÇMİŞİN İZİNDE GELECEĞİ ARAMAK

    “Değerler ve Desenler” Sempozyumunun 3. oturumu 22 Nisan Pazar günü yapıldı. “Geçmişin İzinde Geleceği Aramak” başlıklı 3. oturumun moderatörlüğünü Gazeteci yazar Vahdettin İnce yaptı. 3. oturumda; Mustafa Ekici “Üzerinde Yaşadığımız Toprağın Hakkı (Yerlilik), Yazar Yıldız Ramazanoğlu “İnsanlığın Kurucu Özlerinden Biri: Edebiyat”, Yazar Cihan Aktaş ise “Kent ve Estetik Değerler” başlıklı birer sunum gerçekleştirdi. 3. oturumun tamamlanmasının ardından Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir kürsüye gelerek sempozyumun kapanış konuşmasını gerçekleştirdi. Sempozyumun sonuç bildirgesi ise AKADDER Yönetim Kurulu üyesi Münevver Şanverdi tarafından okundu.

    21-22 Nisan 2018 tarihlerinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü’nde gerçekleşen “Değerler ve Desenler” üst başlıklı AKADDER Sempozyumu toplu fotoğraf çekiminin ardından sonra sona erdi.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.