AÖB Başkonuş’ta Kamp Düzenledi

AÖB Başkonuş’ta Kamp Düzenledi Öne Çıkarılmış

Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi Yükseköğretim Birimi erkek öğrencilere yönelik Kahramanmaraş Başkonuş yaylasında iki günlük yatılı kamp düzenledi.

Gaziantep’te bulunan yaklaşık 40 öğrenci ile 03 Ağustos Cumartesi günü Başkonuş yaylasına gidildi. Kampta ilk gün görev dağılımı ve iş bölümü yapıldı. İlk günün akşamında Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı ve Bülbülzade Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Turgay Aldemir’in ‘’Muhasebe ve İnşa Sürecinde Aklı Selim’’ kitabı öğrenciler tarafından tahlil edildi. Daha sonra kamp ateşi etrafında müzik dinletisi gerçekleştirildi.

Ertesi gün doğa yürüyüşü ile başlayan programda öğle namazından sonra gerçekleştirilen yemek program ile kamp sona erdi.

Yazar Hakkında

bulbulzade.org

"Arzın imarını ve neslin ıslahı"nı kendisine ilke edinen vakfımız 1994 yılından beri Gaziantep'te faaliyetlerine devam etmektedir...

Benzer Ögeler

  • Gençken Yapılacaklar Sunumu - (Video)

    Anadolu Platformu Başkanı Turgay Aldemir’in Anadolu Öğrenci Birliği tarafından Gaziantep’te düzenlenen Hikâyemiz Anadolu Türkiye Buluşmasında yaptığı “Gençken Yapılacaklar” sunumunun tamamını aşağıdan izleyebilirsiniz.

  • Bir Gençlik Buluşması Böyle Geçti

    Anadolu Öğrenci Birliği tarafından Gaziantep’te düzenlenen “Hikâyemiz Anadolu” başlıklı Türkiye buluşmasının sona erdi.

    26-28 Ağustos tarihlerinde Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan buluşmanın tanıtım filminin aşağıdan izleyebilirsiniz.

  • Zekeriya Şengöz Gençlere Tavsiyelerde Bulundu

    Anadolu Öğrenci Birliği tarafından Gaziantep’te düzenlenen “Hikâyemiz Anadolu” başlıklı Türkiye buluşmasının son gününde Anadolu Platformu Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Zekeriya Şengöz ile söyleşi gerçekleştirildi.

    26-28 Ağustos tarihlerinde Bülbülzade Vakfı’nın ev sahipliğinde Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi’nde yapılan buluşmada söyleşinin moderatörlüğünü Cumali Kaplan yaptı.

    Şengöz söyleşide kısaca şu hususlara değindi; “1980’li yıllara kadar kendi şahsi uğraşılarımızla, özellikle de Milli Türk Talebe Birliği, Akıncılar daha da genişletirsek mücadele dernekleri ve çeşitli kuruluşlar vardı. Bu kuruluşlar özellikle de genç neslin kendilerini ifade edebilmeleri için içinde bulundukları kuruluşlardı. Bu kuruluşlar bizim için o yıllarda özellikle kendimizi ifade edebileceğimiz, içinde bulunduğumuz an kendimizi düşünce boyutunda belli bir noktaya geldiğimizi düşündüğümüz, hatta her yönüyle mücadeleyi omuzladığımız yerlerdi. O günlerde gençlik sadece yolunu aramak, bir şekliyle farklı düşünce yapılarına kaymadan uğraş veren ve kendisini ifade etme noktasında gayret sarf eden bir uğraşı gündemine almıştı. Bu yıllar 70’li ve 80’li yıllardı. Bizler sahip olduğumuz anlayışımızı, fikriyatımızı, düşüncemizi korumak için ve onun gerçekten sahih bir düşünce olması noktasında da kendimizi yetiştirecek imkânlarımız az olduğundan kitapevleri, çay ocakları vb. yerlerde mücadelenin de sınırlı olduğu süreçleri söylemeye çalışıyorum. Sadece talebe kuruluşlarının içerisinde yetişmeye çalıştık. Öncü olarak gördüğümüz özellikle Necip Fazıl Kısakürek, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil, Rasim Özdenören gibi şahsiyetler kendileri ile heyecan bulduğumuz, kendileri ile bir anlayışı sahiplendiğimiz ve ortaya koydukları mücadele ile kendilerine gıpta ettiğimiz kimlik ve kişilikte insanlardı. Ta ki 80 darbesine gelinceye kadar. 1980 darbesinden sonra biz anladık ki bir yerde sıkıntılar var, gençlik ortada kalmış ve sahiplenen kimse yok. Dolayısıyla böyle bir süreçte yaptığımız ve yapacağımız işleri önümüze koymaya, uzun uzadıya tahlil etmeye, almış olduğumuz mesafe ile gelmiş olduğumuz noktanın doğruluk payının ne olup olmadığını gündemimize alamaya çalıştık. Bizler bir şekliyle ancak bağımsız durabilmekle, ancak düşüncelerimizin daha rahat ve güzel bir şekilde ortaya konabileceği ortamları yakalamakla, bir de dünyada olan gelişmeleri de yakinen öğrenmek ve takip etmekle işin üstesinden gelebileceğimizi tahmin edebiliyorduk.

    O sıralarda Seyyid Kutup, Mevdudi, Hasan El Benna, Raşid Gannuşi, Hasan Turabi gibi bunların ortaya koydukları düşünce eserleri bizi biraz daha yakinen İslamı öğrenmeye, bilmeye, bu düşüncenin toplumsal olarak mücadeleye kaçınılmaz olacağı inancı bizim yolumuzu aydınlatıyordu. Türkiye’de 1980’e kadar ülkede terör ve kargaşa vardı. Mahalleler ve semtler parçalanmış ve sahiplenilmişti. Üniversitelerde hakeza aynıydı. Böyle bir süreç yaşanıyordu. Bizler düşünce yapımızı bu dönemde tamamlamaya çalıştık. Öyle oldu ki her üniversitede İslamcı gençten bahsedilmek durumunda olundu. Her fakültede Müslümanlar kendilerini ifade edebilecek, alınları açık, kafaları dik ve hiçbir zaman onurlarını ayaklar altına almadan Müslüman kimliğe sahip olduklarını haykırabiliyordu.

    Benim en çok üzerinde durmaya çalıştığım noktaların başında direniş gelir. En hayran olduğum kelimelerden birisi budur. En fazla gaye sarf ettiğim ve ruhen kendimi yenilemek ve genç olarak kalabilme ufkunu ve düşüncesini de bu direniş kimliğinden almaya çalışıyorum. Direniş dindar insanların ve dini hayatın bir şekliyle kendi gündemlerine dinin özellikle belirgin vaziyette tanımladığı bir kavram. Kerim kitabımızda da özellikle hem iç dünyamızda hem de dış dünyamızda gelişen her türlü olay ve hadiseye karşı bizi diri tutmak gibi bir özelliğe sahiptir. Yani dinin kendisinin ortaya koyduğu bir kavramdır. Dini hayata mensup olan insanların hem uhrevi olan iç dünyalarında hem de dış dünyalarında direniş gerçekleştirmeleri gereken bir sorumlulukları vardır. Direniş çeşitli boyutlarda kendini gösteriyor. İç dünyamızda direnişimimizin adaletten sapmaması için, işleyeceği günahlardan vazgeçmesi için, asır suresinin muhtevasında da göreceğimiz hakkın ve sabrın tavsiye edilmesine kadar taşıyor. Namaz hem iç hem de dış dünyamızla ilgili yönünü ortaya koyuyor. İçeriden iç temizliğini yaparak dış dünyadaki mücadelemizde de namazın bizi kötülükten alıkoyduğundan bahsediliyor. Dışarıdan da emperyalizme, sömürgeciliğe, her türlü ahlaksızlığa karşı mazlumların yanında olma gibi biz bu direnişin eserleriyiz. Sizin burada oluşunuz bunu açıkça ortaya koyuyor” dedi.

    Söyleşi programında gençlerden gelen soruları da yanıtlan Zekeriya Şengöz, sunumun sonunda çekilen toplu hatıra fotoğrafına da katıldı. Söyleşi toplu hatıra fotoğrafının ardından sona erdi.

Yorum yapın

(*) ile işaretlenmiş zorunlu alanların tümünü doldurduğunuzdan emin olun. HTML kodları kullanılamaz.

logolarımız