Bugün: Sık Kullanılanlara Ekleyin
Bülbülzade Eğitim Sağlık ve Vakfı
İyi, basit; kötü ise çok yönlüdür.
Aristoteles
  Online Bağış Sistemimiz Açıldı!    
Online Bağış
  Online Bağış Sayfamızdan güvenli olarak vakfımıza bağış yapabilirsiniz. Bağışlarınızı bekliyoruz...

Aldemir “Kartepe Zirvesi 2018”de Konuştu

Aldemir “Kartepe Zirvesi 2018”de Konuştu
Yayın Tarihi: 30/10/2018 08:00

“Kartepe Zirvesi 2018”de konuşan Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir: “Göç meselesi yoktur, Batı’nın yanlış politikaları sorunu vardır. Batı’nın bu konuda hem sorunu yaratması hem de sorunun çözüm odağında olması tam bir paradokstur. Sorun üreten bir kafayla sorun çözmek mümkün değildir” dedi.

Kartepe Zirvesi 2018; “Göç, Mültecilik ve İnsanlık” temasıyla 26-28 Ekim 2018 tarihinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kartepe’de gerçekleşti.

Türkiye’den ve dünyadan çok sayıda bilim insanı, akademisyen, entelektüel, siyasetçi, STK ve medya mensubunun katılımıyla küresel bir mesele haline gelen göç ve mültecilik konusu mercek altına alındı.

Ulusal ve uluslararası çok sayıda üst düzey ismin bir araya geldiği Kartepe Zirvesi’nde; 2 konferans, 2 açılış panel toplantısı, 2 çalıştay, 22 panel, 11 akademik oturum ve etkinlik yapıldı.

Anadolu Platformu İcra Kurulu Başkanı Turgay Aldemir de Kartepe Zirvesi’ne katılarak 26 Ekim 2018 Cuma günü bir sunum gerçekleştirdi. Moderatörlüğünü Doç. Dr. Fatih Aysan’ın yaptığı “Göç ve Kültürel Uyum” başlıklı panelde konuşan Aldemir şunları dile getirdi:

Göç meselesinde temel sıkıntılarımız

1- Perspektif, paradigma sorunu: Bakış açımız durduğumuz yeri, durduğumuz yer de gideceğimiz yönü belirler.

-Biz göç, göçmen, mülteci veya Suriye sorununa nereden bakıyoruz?

-Kimin argümanlarıyla konuşuyoruz, hangi kavramlarla düşünüyoruz?

-Ortada bir insanlık dramı mı, siyasi bir sorun mu, iç savaş mı var?

-Sorunun ortaya çıkışındaki baş aktör ya da aktörler kimler?

-Sorunu çözmek isteyen kim, sürmesini ve olabildiğince uzunca devam etmesini isteyenler kimler?

2- Sorunu belirleyen dil ve söylemlerle hesaplaşma sorunu: Sorunun en önemli kaynağı dil ve söylemlerimiz.

-Olaya siyasi gözlüklerle bakınca dilimiz hain, kaçak, şüpheli gibi sıfatlarla konuşuyor.

-Olaya kültürel gözlüklerle bakınca dilimiz, öteki, yabancı, farklı ve tuhaf sıfatlarıyla konuşuyor.

-Olaya insani dram gözüyle bakınca dilimiz, kimsesizler, yerinden-yurdundan edilmiş insanlar, sakat kalmışlar, yetimler, öksüzler, kimsesizler, aç ve yoksullar gibi sıfatlarla konuşuyor.

3- Veri sorunu: Verilerimiz kapsamlı, tutarlı ve güncellenebilir değil. Haliyle planlama yapamıyoruz ve gelecek perspektifi kuramıyoruz.

4- Profesyonel ve gizli ırkçı-milliyetçi politikalar: Avrupa’da olduğu gibi Türkiye’de de halk düzleminde etkileri çok sınırlı olan ama siyasal düzlemde yüksek sesle söylendiğinde hakikat olarak algılanan ırkçı-milliyetçi politik söylemler meseleyi kangren haline getiriyor. Olur olmaz ortamlarda konu ve bağlam dışı bir şekilde ilkel bir zihnin aklına gelen ilk cümle siyasiler tarafından çok lakayt bir biçimde dillendiriliyor: “Ülkemizdeki tüm Suriyelileri göndereceğiz.” Bu tür ırkçı-milliyetçi politik söylemler ayırmayı, yok etmeyi, silmeyi, olmadı kör taklidi yapmayı siyaset zannediyor.

5- Dinsel-teolojik argümanların birleştirmeye ve yardımlaşmaya değil ayırmaya ve ötekileştirmeye hizmet etmesi: Maalesef inancın hele ortak inançların birleştirici gücü yeteri kadar dillendirilmiyor.

6- Halkların tecrübelerinden ders çıkarmama: Halklar bir arada yaşamanın, birlikte yaşamanın pratik yollarını bulmuş ve hayatlarını sürdürüyor. Siyasette, bilimde ve ekonomide nelerin tartıştığından habersiz Suriyelilerle birlikte hayatına devam ediyor. Hem siyasetçilerin hem de sosyal bilimcilerin halkların tecrübesinden hiç ders çıkarmadan masa başı teoriler ve klişe ezberlerle konuşmaları halkın seviyesine çıkamadıklarının göstergesidir.

7- Tarihin ve hafızanın mirasının göz ardı edilmesi.

8- İslâm ülkeleri arasında iş birliği ve planlamaların olmaması.

Göç ve Kültürel Uyum Konusunda Tespit ve Değerlendirmeler

-Her dönem kendi göçünü ve göçmenini yaratır. Göç insanlık tarihinin en tabii realitesi olsa da göçü ve göçün öznelerinin veya göç etmeye zorlanmış mağdurlarının/nesnelerinin bugün için bir inceleme/araştırma konusu olması, bugünün koşullarının tüm tarihselliğini ve farklılığını içinde taşımaktadır. Geçmişten ibret almalı, ders çıkarmalı, ama yaşadığımız durumun farklılıklarına ve aciliyetlerine dikkat kesilmeliyiz.

-Göç meselesi yoktur, Batının yanlış politikaları sorunu vardır. Bugün için göç meselesi ekonomik, sağlık, nüfus, barınma, gıda, eğitim ve insan hakları gibi kavram ve alanlarla tartışılsa da temelde, Batı ve Doğu arasındaki kronik gerilim ve çatışmaların uzantıları ve yansımaları yatmaktadır. Tüm diğer sorunlar söz konusu gerilim ve çatışmaların sonuçlarından ibarettir. Zira bugün göç dediğimiz hadise dünyanın Doğu yakasındaki insanların Batı’ya gitmek istemesinden ibarettir ve durumun bu minval üzerine olması da tesadüf değildir. Aynı şekilde birlikte yaşamak meselesini, -bugün üzerinden soyutlaştığı alan olarak- Suriye’de sığınmacılar ve dünyanın dört bir tarafında yerlerinden yurtlarından edilmiş insanların üzerinden konuşuyoruz. Birlikte yaşama meselesini, özellikle Batı dışındaki coğrafyada göç etmek zorunda bırakılmış insanları merkeze alarak konuşuyoruz.

-Sorun üreten bir kafayla sorun çözmek mümkün değildir. Batının; bu sığınma meselesi, mültecilik meselesi, yerlerinden yurtlarından edilen yersiz-yurtsuzlar meselesinde hem sorunu yaratan hem de sorunun çözüm odağında olması ise tam bir paradoks olarak karşımıza çıkıyor. Hâlbuki sorun üreten bir kafayla sorun çözmek mümkün değildir. Bu çalışmadaki amacımız göç ve mülteci sorununun baş aktörü olarak gördüğümüz Batı politik sistemini tahkir ve tezyif etmek değil, bilakis Batı düşünce dünyasının göç ve mültecilik meselesinde ne söylediğini ne söylemek istediğini anlamak ve tartışmaya açmaktır.

Üstelik konuyu Avrupa ve Avrupalı özne üzerinden tartışmak istememizin bir sebebi var. Zira Avrupalı öznenin “otantik” Üçüncü Dünya yerlilerini ve kültürünü gidip yerinde görme arzusu, aynı grup insanların göçmenler olarak kendi yakınında Avrupa metropollerinde yaşamakta olduklarını düşündüğümüzde karşımıza ister masum anlamda paradoksal isterse ikircikli diyebileceğimiz bir manzara çıkmaktadır.

Uzaktaki yerli keşfedilmeyi bekleyen “hazine” iken yakındaki yerli, kirli, tiksinç ve Avrupalı öznenin uzak durmak istediği tehlikeli bir alanı ifade etmektedir. Uzaktaki yerli bir büyülenme, haz ve heyecan nesnesine dönüşürken yakındaki yerli bir anda riskli hale gelebilmektedir. Avrupalı turistin egzotik ötekini kendi otantik mekânı içinde görmeye yönelik röntgenci arzusu, Avrupa kentlerinde göçmenlerin varlığını görünmez kılan tüm mekânsal düzenlemeleri hesaba kattığımızda çok daha çarpıcı hale gelmektedir. Buna göre mesela uzaktaki Suriye Avrupalı özne için bir arzu nesnesi iken, Avrupa’ya göç etmeye çalışan, Avrupa sokaklarında yaşamaya çalışan Suriyeliler bir tiksinti ve korku nesnesi haline dönüşebilmektedir.

-Bir arada yaşamak ne siyasi ne ekonomik ne de teknik bir konudur, bir arada yaşamak özünde ahlaki bir konudur. Birlikte ya da tüm farklılıklara rağmen beraber yaşamak kavramı, küreselleşen dünya düzenin hegemonyası altında kozmopolit bir yaşam süren modern insanlar için ekonomik faydalara haiz, siyasal zorunluluk ve gereklilik, kültürel ve toplumsal çeşitlenmenin imkânı olarak tasavvur edilmektedir. Fiziksel yakınlığın biyolojik varlığına beraber yaşamak denirken, aynı dünyanın ortak kaygılarına sahip ahlaki öznelerin beraber varlıklarına “hayat” denilir. Bu anlamda beraber yaşamak ahlaki kaygılara sahip olanların ideal hayat tasavvurlarını ifade eder. Beraber yaşamak soyut ve düşünsel dünya görüşünün hayat içinde kendinden olmayanlara karşı fiili olarak tezahür ve tecessüm etmesi demektir. Bir seviye, bir duruş ve iddia sahibi olmak demektir. Zira kendi dünya görüşünüzle ilgili varoluşsal ve ahlaki tahkiminiz ne kadar sağlam ise, sizden olmayanların dünya görüşlerine karşı o kadar özgüven içerisinde olursunuz.

Kendinizle ilgili açmazlarınız ve çelişkileriniz varsa sadece sizden olmayanlara karşı kuşkulu ve güvensiz olmaz, sizden olanlara bile bir risk hatta tehdit olarak bakarsınız. Bunun için beraber bir hayat tasavvuruna sahip olmak bir seviye ve duruş meselesidir. Bugünün dünyasında, masa başında çizilen haritalar, uluslararası siyasal çıkar kavgaları geniş ölçekte insanların yerlerinden-yurtlarından başka diyarlara göç etmelerine neden olmaktadır. Modern dünya paradoksal olarak Ortaçağların başka diyarlara seyahat eden özgür insanlarına karşın başka diyarlara göç etmek zorunda kalan mülteci/mahkûm insanlar yaratmıştır. Dünya ölçeğinde hiç de azımsanamayacak miktarda doğduğu büyüdüğü yerlerden ayrılmakta zorunda kalan yersiz-yurtsuz insanlar ortaya çıkmıştır. Bu insanların hayatları demografik dengesizlik, ekonomik yük, demokratik hak meselelerine sığdırılamayacak kadar önemli ve hayati bir meseledir. Birlikte yaşamak meselesi bugün özellikle yerinden yurdundan göç etmek zorunda kalmış insanlarla beraber yaşamak olarak tartışılmaktadır. Ancak bu tartışmalarda sayısal veriler, teknik açıklamalar, siyasi dengeler arasında bu insanların kendi iç dünyaları gözden kaçırılmaktadır.

-Doğu halkları birer cehenneme çevrilmiş yurtlarından aslında hiç de gönüllü olmadıkları Batı’ya doğru göç etmek zorunda kalmaktadır. Ancak Batı’nın gözünde dün olduğu gibi bugün de göçmenler demografik dengesizlik ve ekonomik yük olarak görülmektedir. Teorilerinde “öteki”yle yaşamak ekonomik faydalara haiz, siyasal zorunluluk ve gereklilik, kültürel ve toplumsal çeşitlenmenin imkânı olarak dile gelse de pratikte “yeteri kadar ekonomik fayda taşımayan” hiçbir göçmenin kendi diyarlarında yaşamalarına imkân yoktur. Çünkü söz konusu göçmenler olduğunda halkından yöneticilerine konuşulan şey sayı ve paradır, insan ve hayat değil. Hâlbuki yerinden-yurdundan göç etmek zorunda kalmış insanlarla beraber bir hayata sahip olmak ne ekonomik imkân meselesi ne de siyasal denge sorunudur. İnsani ve ahlaki bir seviye ve duruş meselesidir.

-Kamplar kültürel uyuma engeldir. Beraber bir hayata sahip olmak sizin yurdunuza göç etmek zorunda kalmış insanları kamplara hapsetmek ve onları şehrin varoluşlarında gettolaşmak zorunda bırakmak değildir. Zira, “Türkiye, mültecileri kabul ettiğinde, onlar için hem zorunlu ihtiyaçlarını tedarik eden hem ev sahibinin hışmı ve hoşnutsuzluğundan hem de dışarının tecrübe edilmiş geçmiş deneyimlerinin karanlık tehlikesinden koruyan bir sığınak hazırlar: Kamplar. Mültecinin kampta idare ve idamesi, konukseverliğin tahrik edilmiş nefret ve tedbir tarafından baskı altına alınmasıyla dumura uğrar. Mülteci, kampın dışına çıkarak girilen evin içinde serbestçe dolaşmadıkça konukseverlikle karşılanmışsa yılmaz. Mülteci kampı, misafir odası hükmündedir. Kampın dışı yoksa konukseverlik de yoktur.

-İlticanın anlamı, ev içinde inşa edilir. Mülteci kampta kaldığı müddetçe ne mülteci konukluğu ne de yerel toplum ev sahipliğini deneyimleyebilir. Mülteci için kampın amacı bütün vatan sathıdır. Mülteci kampta kaldığı müddetçe mülteci olamaz. Çünkü mülteci, iltica talebi konukseverlikle kabul görmüş kişidir. Konukseverlik, evin içinde hoş görülmeyi de içerir. Yediğinden yedirmek, giydiğinden giydirmek, haliyle hâllenmek demektir. Siyasal ve hukuki dengeler onların hayatlarını yasalara hapsedebilir, bedenlerini belli mekânlara sıkıştırabilir, ama o yurdun insanlarının böylesi tutumlara sahip olması o yurdun ahlaki seviyelerini/seviyesizlikleri dışa vurur. Beraber yaşamak meselesi bugünün dünyasında Doğu ve Batı üzerinden tartışılmaktadır.

-Göç ve göçmenler gelişmiş toplumlar için zenginliktir. Göçü bir problem, toplumsal birlik açısından bir tehdit unsuru olarak sunan yaklaşımların yerine, göçlerle ortaya çıkan etkileşimin ve bundan doğan zenginliklerin altı daha fazla çizilmelidir! Toplu ve zorunlu göç süreçlerinde bazı olumsuzluklar yaşanabilir. Ancak Suriye, Irak ya da Afganistan örneklerini dikkate alırsak unutmamak gerekir ki ülkemize sığınan bu insanlar çatışmalardan ve ölümden kaçarak ülkemize gelmekteler. Burada bizim zaten zor şartlar altında yaşayan ve çeşitli sorunlarla karşı karşıya olan bu sığınmacı ve mültecilerin hayatlarını, yabancı düşmanlığını ve ayrımcılığı pekiştirecek davranış ve söylemlerle daha fazla zorlaştırmamamız lazım. Ölümden ve savaştan kaçan insanları toplumsal kargaşa çıkarmakla suçlamak sosyolojik açıdan imkânsızdır.

-Ayrıca Türkiye’nin de göç gönderen bir ülke olduğu gerçeğini de unutmamalıyız!

-Suriyeliler neden yaşıyorlar da savaşmıyorlar sorusu yanlış bir sorudur! Suriyelilerle ilgili yanlış bilinen şeylerin en başında Suriyelilerin savaşmayıp vatanından kaçtığı iddia ediliyor! Doğrusu şu an Suriye’de yaşanan iç savaş. Bu savaşta doğru yanlış birbirine karışmış durumda. Orada olanların çoğu kime karşı savaştığını bile bilmiyor. Tarihi sürece de bakarsak 100 yıl önce Suriye bizim topraklardı. Bugün oluşan şartlardan dolayı Suriyelilerin Türkiye’ye gelmesi kaçmak oluyorsa demek ki o günün şartlarına göre Suriye’yi Fransızlara bırakmamız da bizim kaçmamız oluyor. Hem kaldı ki bugün Suriye’de kalıp savaşanlar, Suriye’den kaçan halkın iki katı.

-Göçmenler üretime dayalı ülkeleri kalkındırır, tüketime dayalı ekonomileri batırır. Göçmenler Avrupa’da gittikleri ülkenin ekonomisini büyütüyor! Türkiye’de neden böyle değil sizce? Üretime dayalı bir ekonomi sistemi oturtamadığımız için olabilir mi?

-Avrupa göçmenler konusunda her gün yeni bir skandala imza atıyor. 40 göçmeni Fransa ve İtalya reddettikten sonra 2 hafta denizde bekletildi ve Tunus tarafından kabul edildi. Bu durum Avrupa Birliği’nde alınan iniş ülkeleri kararının bir sonucu olarak görülüyor. Göçmenleri kabul etmeyi kendilerine yakıştıramayan sevgili gelişmiş(!) ülkeler, umarım bu insanları kendi insanına zor yeten ülkelere çöp gibi atmaya çalışmanın toplumsal ve ekonomik olarak gelecek sonuçlarını tahmin edebiliyorsunuzdur.

-Almanya; Tunus, Fas ve Cezayir’i “güvenli ülke” sınıflandırmasına alarak bu ülkelerden mülteci kabul etmemeyi garantiledi. Geçtiğimiz yıllarda da pek kabul ettiği yoktu. Fazla disiplin ve güvenlik ihtiyacı Avrupa ülkelerini git gide faşist hale getiriyor.

-Dünyanın en büyük ülkesi(!) Amerika’nın ihraç edilecek göçmenlere üstlerini örtmeleri için verdiği malzeme alüminyum folyo!

-Avrupa ülkeleri ekonomik yardımlar üzerinden birbirlerine eşya teslim ediyorlarmış gibi göçmen alışverişi yapıyorlar, bunlar cansız varlıklar değil, insanlar. Hepimiz kadar yaşamayı hak eden, temel ihtiyaçlardan mahrum kalmış insanlar. Artık siyasi politikalar üzerinden insan hayatı ile oynamak bir kenara bırakılmalı ve problemler temelinden çözülmelidir.

-Türkiye’de Suriyelilerin geleceği Türkiye’nin geleceğidir, Türkiye’nin geleceği de Suriyelilerin geleceğidir. Her Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuğun eğitimi öncelikle bu çocukların bireysel yaşamları için, sonrasında ise Türkiye’nin ve geleceğin Suriye’sinin sağlıklı, eğitimli bir toplum olabilmesi için oldukça önemlidir. Kaliteli eğitime erişim vasıtasıyla okullaşma, bu çocukların normalleşmesine ve savaşın onlar üzerindeki olumsuz etkilerinin ortadan kalkmasına yardımcı olur ve motivasyonu artan, gelecek için kendilerine hedef koyabilen çocuklar sayesinde Türkiye’de işsizlik ve suç oranı da artmayacaktır.

-Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) Hayat Boyu Öğrenme Genel Müdürlüğü Göç ve Acil Durum Eğitim Daire Başkanlığı Mayıs 2018 resmi verilerine göre Türkiye’de geçici koruma kapsamında eğitim alan Suriyeli sığınmacı/mülteci çocuk sayısı 603.929’dur. Fakat okullaşamamış; dil, ekonomik nedenler gibi çeşitli nedenlerden ötürü eğitime erişim sağlayamayan daha binlerce çocuk vardır ve bunların büyük bir çoğunluğunu da kız çocukları oluşturmaktadır.

-Sadece Suriyelilerden uyum beklenmektedir. Göç deneyimi, göç edenlerin ve göç alan toplumun karşılıklı etkileşimlerinin bir sonucu olarak her iki taraf için de kültürleşme olarak tanımlanan bazı değişimleri ve uyum sorunlarını beraberinde getirmektedir. Ama Türkiye’de sadece Suriyelilerden Türkiye’ye uyum sağlamaları beklenirken Türkiye’de yaşayanların Suriyelilere nasıl uyum sağlayacağı ve kabul edeceğine yönelik doğru düzgün bir çalışma yapılmamaktadır.

-Göç tek başına sorun değildir, sorun olan onu nasıl yöneteceğini bilememektir. Göç eylemiyle birlikte farklı kültürlerin karşılaşması söz konusu olmakta ve bu sayede insanların bir arada hayatlarını sürdürme isteği uyum sağlama süreciyle bir arada gerçekleşmektedir. Ancak kimi zaman bu süreç uyumsuzluk ve çatışma boyutuna varabilmekte, kültürler arasında iletişim kopuklukları ortaya çıkabilmektedir. Bu engelleri aşma yolları göç edilen pek çok ülkenin öncelik verdiği konulardan birini oluşturmaktadır. Bu doğrultuda, farklılıklarla baş ederek ve iletişim engellerini aşarak çeşitli nedenlerle gerçekleşen göç eyleminin evrensel boyuttaki sorunları sağlıklı şekilde çözülebilir. Neticede göç olgusu bir sorun değildir. Burada asıl önemli olan sorun belli sayıda kişinin bir yere göç ederek yer değiştirmesinden ziyade göçün toplumsal sonuçlarını tespit edebilmek; gerekli teknik, hukuki vs. altyapıyı oluşturabilmek ve sorunu bu yönde aşabilmeyi sağlamaktır. Bu ise başta birey ve devlet ilişkilerinde entegrasyonunu sağlanabilmesi için doğru iletişim kanallarının varlığını gerekli kılmaktadır.

Göçmenlerle ilgili olarak onların eğitimini, sağlığını, sosyal güvenliğini ve toplumsal dayanışmalarını güçlendirecek ve toplumsal kabul mekanizmasını harekete geçirebilecek yeni sosyal politikaların üretilmesi gerekmektedir. Bu hususta göçmenlere ilişkin olarak yalnızca yardım dağıtmaya ya da yardım alarak geçinebilmelerini sağlayan formülasyonlar yaratmak yerine onların göç ettikleri toplumla bütünleşerek sorunlarını çözebilecekleri fikrinin aşılanması oldukça mühimdir.

-Sosyo-ekonomik uyum/entegrasyon öne çıkarılmalı. Bireyler rasyoneldir, göçmenler de öyledir, kendileri için neyin en iyi olduğunu onlar bilirler. Tabii ki bulundukları bir ülkenin dilini öğrenmek, dilini en iyi şekilde konuşmak gerektiğini onlar bizden çok daha iyi bilirler; tabii ki o ülkenin egemen kültürünü, o kültürün kodlarını, normlarını bilmenin onları toplumsal anlamda yukarıya doğru mobilize edeceğini zaten çok iyi bilirler, fakat eğer burada bir sorun varsa, o zaman o sorun, bu insanların kıt akıllı olmalarından, bu insanların -affedersiniz- geri zekalı olmalarından ya da Tilo Sarrazin’in dedi gibi, “Almanya giderek geri zekalılaşıyor, çünkü sayıları çok artan Müslümanlar nedeniyledir bu” şekildeki sığ değerlendirmelerin ötesine gidip şunu görmek gerekiyor: Avrupa’da, özellikle barınma anlamında, sağlık anlamında, istihdam anlamında, geride bırakıp geldiği ülkenin kendisine sunamadığı ve yeni ulaştığı ülkede aradığı koşulları sağlayamadığı zaman, bu insanların kendi içine çekildiklerini ve bu kendi içine çekilme psikolojisi içerisinde de sorunlarını dile getirirken, sahip oldukları ve kendilerinden sökülüp alınamayacağını düşündükleri değerlere daha fazla sarılma eğiliminde oluyorlar. Bu etnisite olabilir, bu din olabilir, bu kültür olabilir, bu gelenek olabilir, otantisite olabilir.

Gündem kategorisinde bulunan tüm haberler


Merveşehir Derneği Öğrencilerinden Vakfımıza Ziyaret

Merveşehir Derneği eğitimcileri ve öğrencilerinden oluşan heyet 10 Kasım Cumartesi günü vakfımızı ziyaret etti.

Aldemir “Kartepe Zirvesi 2018”de Konuştu

Kartepe Zirvesi 2018; “Göç, Mültecilik ve İnsanlık” temasıyla 26-28 Ekim 2018 tarihinde Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin ev sahipliğinde Kartepe’de gerçekleşti.

STK Kadın Temsilcileri Bülbülzade Vakfı’nda Toplandı

Gaziantep’te faaliyet gösteren STK’ların kadın temsilcileri Mozaik Kadın ve Aile Derneği’nin ev sahipliğinde toplandı.

Türk ve Suriyeli STK’lardan Kardeşlik Ormanı

Türk ve Suriyeli 10 sivil toplum kuruluşu tarafından kardeşlik ormanı projesi Gaziantep’te başlatıldı.

Üniversite Öğrencileriyle Tanışma Programı Yapıldı

Bülbülzade Aygün Erkek Yurdu yönetimi ve Anadolu Öğrenci Birliği Gaziantep Şubesi, Aygün Erkek Yurdu’nda kalan erkek öğrencilerle tanışma programı düzenledi.

EKE Yılın İlk Değerlendirme Toplantısını Yaptı

Bülbülzade Vakfı Evde Karakter Eğitimi (EKE) Komisyonu 2018-2019 eğitim-öğretim yılının ilk değerlendirme toplantısını 29 Eylül Cumartesi günü gerçekleştirdi.

Kurtuluş Ormanında Badem Hasadı Başladı

Bülbülzade Vakfı Kurtuluş Ormanında badem hasadı başladı. Geliri vakıf çalışmalarında kullanılmak üzere kabuklu bademin kilosu 15 TL’den satışa sunuldu.

Emek ve Uyum

Mozaikder tarafından düzenlenen hizmetiçi eğitim programında Bülbülzade Vakfı Başkanı Turgay Aldemir “Emek ve Uyum” üst başlıklı bir sunum gerçekleştirdi.

Çare Sizsiniz Projesinde Müze Gezileri Yapıldı

Bülbülzade Vakfı Yetim Komisyonu tarafından yürütülen Çare Sizsiniz Projesinde öğrencilerle müze gezileri düzenlendi.

13. Anadolu Buluşması Yetim Komisyonu Çalışmaları

Anadolu Platformu tarafından bu sene Afyonkarahisar’da gerçekleştirilen 13. Anadolu Buluşmasında Yetim Komisyonu tarafından bir dizi değerlendirme toplantısı düzenlendi.
Alt Manşet
Gündem
Merveşehir Derneği Öğrencilerinden Vakfımıza
Aldemir “Kartepe Zirvesi 2018”de Konuştu
STK Kadın Temsilcileri Bülbülzade Vakfı’nda T
Türk ve Suriyeli STK’lardan Kardeşlik Ormanı
Üniversite Öğrencileriyle Tanışma Programı Ya
EKE Yılın İlk Değerlendirme Toplantısını Yapt
Kurtuluş Ormanında Badem Hasadı Başladı
Emek ve Uyum
Çare Sizsiniz Projesinde Müze Gezileri Yapıld
Yardım
Paylaşınca Hayat Bayram Olur.
Paylaşınca Hayat Bayram Olur!
İyilikder Gaziantep’te 1500 Gıda Paketi Dağıt
İyilik Sofrası Çobanbey'de Kuruldu
Yetimlerle İftar Sofralarında Buluşuyoruz
Bir Çocuk da Siz Giydirin
Geleneksel Ramazan Yardımları Başladı
İyilikder’den 2 bin Aileye Gıda Yardımı
Yetimlerle İftar Sofralarında Buluşuyoruz
Eğitim
Göçmen Örgütlenmeleri ve Türk Halkının Kabul
Medya Akademi Kursları Başladı
EKE Yılın İlk Hizmetiçi Eğitim Programını Yap
Suriyelilerin Sosyal Uyumuna Dair STK’ların Ç
Siyasal Liderlik ve R.Tayyip Erdoğan’ın Lider
Suriyelilerin Sosyal Uyumunda Sivil Toplumun
İslam Dünyasının Değişim Dinamikleri
Yetim Anneleri için “Gayret ve Çaba” Semineri
Öğretmen Hasbihal Seminerleri Başlıyor
Kurumsal
ANESİAD Yönetiminden Vakfımıza Ziyaret
Vakfımızdan Önder Dayanışma Derneğine Ziyaret
Anadolu Platformu Gaziantep Bölge Toplantısı
Ahmet Şat Vakfımızı Ziyaret Etti
Türksat Gaziantep İl Müdüründen Vakfımıza Ziy
Ekim Ayı Teşkilat Toplantısı Yapıldı
Önder Dayanışma Derneği’nden Vakfımıza Ziyare
13. Anadolu Buluşması Müzakere Edildi
Vakıf Personeli Kahvaltıda Bir Araya Geldi
Gençlik
Gençlik Hazinesi Semineri Yapıldı
AÖB Öğrencileri Diyarbakır Gençlik Festivalin
Üniak’dan AÖB’ye Ziyaret
Cins Dergisinin Eylül Sayısı Tahlil Edildi
Gündem Oturumları Başladı
Ortaöğretim Öğrencileriyle Tanışma Programı Y
Üniversiteyi Yeni Kazanan Öğrencilerle Hasbih
AÖB’den Dünya Dillerinde Basın Açıklaması
20 Yetimin Evine Kütüphane Kuruldu
Aile
Beynin Sırları Kitabı Tahlil Edildi
Mozaikder’de Seçim Heyecanı
Mozaikder’den Gece Yolculuğu adlı Hizmetiçi P
“Değerler ve Desenler” Sempozyumu Sonuç Bildi
“Değerler ve Desenler” Sempozyumu Van’da Yapı
“Değerler ve Desenler” Sempozyumu Van’da Yapı
Dijital Çağda Müslüman Kalmak
Prof. Dr. Ali Gür Öğrencilere Tavsiyelerde Bu
AKADDER Genişletilmiş İstişare Toplantısı Yap
Röportajlar
Aldemir Orient TV’ye Konuştu: Ortak Paydamız
Hayalimiz İnsani Gelişmişlik Endeksi Yüksek B
Yurt Anlayışını Yeni Bir Konsepte Dönüştürdük
Anadolu'nun ötekisi şeytandır, emperyalistler
28 Şubat'ı Cezalandıramadığımız için 15 Temmu
İstikrar Spor Kulübü Başkanı ile Röportaj
15 Temmuz Sonrası Sokak Röportajları
Bölge halkını savaşın aracı yapmak istiyorlar
Suriye'nin geleceğine 'entelektüel yatırım'
Yayınlarımız
Ahmed Ramadan Suriye Diyalogları Programına K
4. Yetim Şenliği Video Görüntüleri
Senai Demirci Şafak FM’de Söyleşi Programına
Onlar Eğlenerek Öğrendiler
Bültenimizin 15. Sayısı Yayımlandı
Renas Programı Çok Yakında TRT Kürdi Ekranlar
Tefsîra Quranê TRT Kürdi’de
11. Öğretmen Sempozyumu Video Görüntüleri
Bitcoin Çağında İslam Ekonomisi (video)